Kabbala!nın Kökeni


Köken

Kabbala'nın kökeni İ.S. I. yüz yılda Filistin'de filizlenen "Merkava" (ya da Merkabah) gizemciliğine kadar geri götürülebilir. Merkava gizemciliğinde temel uğraş, Eski Ahit'te peygamber Ezekiel'in düşlediği "ilâhî taht" ya da "araba" (merkava) hakkında derin düşüncelere dalmak ve bu sayede coşku içinde kendinden geçmektir.

VII. ve XII. yüz yıllar arasında uygulama alanı Filistin'den Babilonya'ya kayan ve yoğun biçimde Gnostik inançların etkisi altında kalan Merkava gizemciliğinde asıl amaç, Tanrı'nın tahtını ve göksel düzeni düşleyebilmektir. Gizemci Merkava yazımında, coşku içindeki ruhun yükselişi, düşman meleklerle dolu "yedi küre"yi ya da "yedi gök katını" aşmak için yapılan tehlikeli bir yolculuk olarak tanımlanmaktadır. Ruhun bu yolculuktaki amacı, merkava'nın üzerinde bulunan ilâhî tahta ulaşmaktır.

"Tzenu'im" adı verilen Merkava uygulayıcıları, özel ahlâk niteliklerine sahip olan az sayıda seçkin kişilerdi ve sürekli oruç tutarak kendilerini gizemci deneyimlere hazır tutmaları gerekliydi. Bu seçkinlerin yapacağı başarılı bir düşsel yolculuk için her şeyden çok "mühür" olarak tanımlanan bazı büyülü sözlerin ve formüllerin kullanımı zorunluydu. Bu büyülü sözler, her bir gök katının kapısında bekçilik yapan melekleri yatıştırmak için gerekliydi. Hatalı bir "mühür" kullanımı, önemli yaralanmalara, hattâ korkunç ölümlere yol açabilirdi.

Talmud'a göre, Merkava uygulamasına kalkışan dört kişi arasından biri ölmüş, diğeri delirmiş, öteki dinden çıkmış ve yalnızca Rabbi Akiba ben Josephgerçek bir düşsel deneyime nail olmuştur. Merkava uygulayıcıları kimi zaman "Doğaüstü Dünyanın Gezginleri" olarak da adlandırılırlardı. Bu gizemci akımın en eski iki yazımsal kaynağı; Rabbi Akiba'ya ait olduğu sanılan "Küçük" ve Rabbi Ishmael benElisha'ya ait olduğu sanılan "Büyük" metinlerdir. Ayrıca, "Enoch'un Kitabı" ve Tanrı'nın oldukça abartılı antropomorfik (insan biçimli) betimlemelerini içeren "Shi'ur Qoma" (İlâhî Boyutlar) adındaki metinler de Merkava geleneğine aittirler

Bu Blogda Ara

1 Mart 2010 Pazartesi

Pandora'nın Kutusu

Pandora'nın Kutusu
Πανδώρας  πιθος [μύθος]  (Pandora’s pithos)
Zeus kızınca Prometheus’a,
 kendini aldatan o sivri akıllıya,
 sakladı varını yoğunu 
insanlardan,

 o gün bugündür dertlere boğdu insanoğlunu,
                                                         Hesiodos.[1]

Yazan Fırat Düzgüner

Pandora efsanesi, yüzyıllardan bu yana ilgi odağı olmayı, zamana karşı giderek artan bir dirençle sürdürüyor. Her zaman koruduğu güncelliğini, Hesiodos’un gizemli ve masalsı sözlerine borçlu olduğu açık.  Şair bu sözleriyle gerçekten bildiğimiz bir kutu biçemini mi, yoksa başka bir şeyi mi anlatmak istemişti? Pek çok yazı yazıldı üzerine ve pek çok filme konu oluşturdu. Bugüne dek çözümlendiği ise söylenemez. Ancak, Mısır’ı ziyareti sırasında konuştuğu bir rahip Solon’a şunları söylüyor: “Ah Solon, Solon...siz Hellenler, her zaman çocuksunuz, sizin memleketinizde hiç ihtiyar yok”.[2] Rahibin burada Solon’a anlatmak istediği, Phaeton’un, babası Helios’a ait altından yapılmış, insanın bakamayacağı derece göz kamaştırıcı ışıklar saçan ve pegasos’ların (kanatlı at) çektiği kuadrigasını (dört atlı araba),ondan habersizce alarak gökyüzünde dolaşırken, son derece hızlı giden arabayı idare edemeyip yere düşüp ölmesi hakkındaki hikâyedir.[3] Olayın aslı ise şöyle; bir gök cismi uzayda yolunu şaşırıp dünyanın atmosferine teğet geçerken, Asya’daki Magog (Mecüc) fay merkezini harekete geçirip volkanların püskürmesine, Büyük Okyanus’ta bir takım çöküntülerin oluşumuna, sürtünme sırasında kopan parçaların alev topları şeklinde yeryüzüne düşmesine ve ardından Büyük tufanın kopmasına neden olur. Mısırlı rahip bunu genel kapsamda Solon’a anlatmış. Bu gök cismi, Sümer ve Akad’larda Marduk (Tishya-Pushya-X gezegeni), Anadolu Yunan mitoslarında ise Apollon Karneios’tur.[4] Dolayısıyla Hesiodos’un, gerçeklere dayanan bir olayı, nasıl masalsı bir karaktere dönüştürerek Yunanlılara sunduğu anlaşılıyor. Tüm mitos’ların, geçmişteki kaynak bir kültürde oluşmuş gerçeklere dayandığı ortadadır. Pandora’nın kutusuyla ilgili aşağıdaki araştırma, bu savın doğruluğunu kanıtlayacak belgelerden yalnızca birini ortaya koymaktadır. 
Erhat “Pandora” maddesinde şunları söylüyor: “Hesiodos’un hem ‘Theogonia’, hem de ‘İşler ve Günler’ adlı eserlerinde uzun uzadıya anlattığı Pandora efsanesi Ortadoğu ve özellikle Sami kaynaklı olsa gerek, çünkü ilk kadının yaratılışı, yani Âdem’le Havva efsanesinin Yunan mythos’una aktarılmış bir kopyasına benzer. Kadını her kötülüğün, her dert ve belanın başlangıcında görmek Yunan görüşlerine pek uymaz, nitekim Hesiodos’tan sonra bu efsaneyi işleyen pek olmamıştır. Yunan yazınında Homeros şiiri ve onun dile getirdiği iyimser, gülümser dünya görüşü ağır basmış, karamsarlığı olduğu kadar kadın düşmanlığını da silip süpürmüştür. Hesiodos’un yansıttığı akım başka çağ ve ülkelerin sanatını etkilediği içindir ki, Pandora efsanesini buraya almayı uygun gördük..”.[5]
Helios’un göz kamaştırıcı, altından ışıklar saçan quadriga’sı ve pegasoslar.
Biz mi yanlış anladık Erhat’ı, yoksa Erhat mı söyledikleriyle çelişki içinde? “Here (Hera)”[6] başlığı altındaki Yunan kadını tiplemesinde tanrıçayı incelerken, şöyle demiyor muydu?: “… tipik bir Grek tanrıçasıdır, yani Yunanistan yarımadasının ırk, soy, din ve dünya görüşlerini, çıkarlarını daha ileri bir kültürün simgesi Ege ve Anadolu’ya karşı savunan, bu yüzden kişiliği ve efsaneleri hep bir kavga, kin, hınç ve geçimsizlik havası yansıtan sevimsiz bir tanrıçadır. Bütün kusurlarıyla kadını canlandırır Hera: Dırdırcı, kıskanç, hırçın, inatçıdır, düzen kurar, ama hiç bir işi açık değildir, hasır altından su yürütür, gizli kapaklı yapar ne yaparsa, silah ve yetkilerini kötüye kullanmaktan çekinmez, benzetmek gerekirse, her zaman ve özellikle zamanımızda örneklerine çok rastlanan varlıklı ve bencil burjuva kadınını simgeler. Zeus’un eşi, tanrıların kraliçesi ulu Hera’ya bu damgayı basan Homeros’tur, ama ne tuhaf ki İonyalı koca şairin çizgiği Hera portresi tutunmuş, Yunanistan’da yaratılan efsanelerinde aynı tiple karşımıza çıkmaktadır…”.[7]  
Here, Anadolu Yunan mitosuna en son eklenen tanrıçalardan biri, olasılıkla da en sonuncusu. Kökeni, Gaia, Uranos, ya da Titan tanrılara dayanmaz. Rheia ve Kronos’tan olma Hestia, Hades, Poseidon, Zeus ve Demeter arasına sıkıştırılmıştır.[8] Hem kardeşi ve hem de karısıdır tanrılar tanrısı Zeus’un. Here’yi Yunanistan’a Homeros’ın yapıştırdığını Erhat’ın sözlerinden anlıyoruz. Şöyle diyor yazar: “Troya savaşını tuttuğu Akha’lardan yana çevirebilmek için Zeus’u baştan çıkarıp uyuttuktan sonra, birden uyanan tanrı şöyle çıkışır karısına (İl. XV, 14 vd): 
Epimetheus, kutusunun kapağını açan Pandora’nın ortaya saçtığı kötülüklerden etkileniyor. Pandora, bunu görünce kapağı kapatacak, ancak kutunun içinde “umut” kalacaktır bir tek.
‘Amma da düzen kurdun, yola gelmez Here,
 savaş dışı ettin tanrısal Hektor’u,
 uğrattın orduyu bozguna.
 Bu kötülüğünün meyvesini sen toplayacaksın önce,
 seni bir güzel pataklayayım da gör.
 Unuttun mu seni havalarda astığım günü,
 bir örs bağlamıştım ki ayağına,
 çözülmez bir altın zincir vurmuştum ellerine,
 asılı kalmıştın havalarda, bulutların arasında.

Zeus Hera’ya bu cezayı Herakles’e ettiği kötülük yüzünden vermiştir. Tanrıların tanrısı oğlu Ares’te anasının kusurlarının tıpkısını görür (Ares). Öbür tanrılar da aşağı yukarı Zeus gibi düşünürler. Anasını, babası Zeus’a karşı korumaya çalışan Hephaistos bile Hera’dan neler çektiğini unutamaz (Hephaistos)”.[9]
Diğer tarafta, Titan tanrılardan Uranos ve Gaia’dan olma Mnemosyne,[10] Here karakterinden çok farklıdır. Geçmişi unutmayan, ona saygılı akıl ve bellek tanrıçasıdır. Mnemosyne’nin geçmişe bağlı tanrıça olarak neyi sembolize ettiğini, Kritias’ın Atlantis’i anlatmasındaki ifadelerinden çıkarıyoruz. Platon, hiç kuşkusuz Yeryüzü anlamına geldiği açık olan Atlantis’in beş ikizini anlatırken, üçüncü ikizlerden ilk doğanın “Mneseus” olduğunu söylüyor.[11]Mneseus’un kelime anlamıysa şöyle: “Mne” kökünden Mnemonic=  Hafızaya yardımı olan, hafızayı kuvvetlendiren; hafızaya ait; hatırlatıcı ipucu.mnemonics= Hafızayı kuvvetlendirme usulü, hafızayı terbiye ilmi=[12]. Bu özelliklerin tümünün Mnemosyne’yi temsil ettiği ortadadır. Bu noktadan hareketle, Atlantis’in üçüncü ikizinden ilki olan Mneseus’un, Endonezya-Japonya adalar grubu olduğu ortaya çıkıyor. Yunanlılar geçmişi karıştırmaktan hiç hoşlanmazlar. Platon bile, tüm tarafgirliğini Yunanlılardan yana koyarak anca anlatabilmiştir kayıp kıtayı. Bu nedenle Yunan mitolojisinde kendine pek yer bulamaz tanrıça. Yani geçmişle bağlarını tamamen koparan, onu hatırlamak istemeyen Atinalılar tarafından sevilmemiş, hatta bu nedenle sanlarını bile değiştirerek “Hellen” ya da “Grek” adlarını takmışlardır kendilerine. Bu çabalarında, günümüze kadar başarı kazandıkları da ortadadır.


Kırgızistan’daki Saymalıtaş’tan, kutsal evliliği betimleyen bir dendriti örneği.                                
Saimaly-Tash: (www.centralasianrockart.org/sites/SAIMALY-TASH.php-21kn).


Erhat, haklı olarak Hebe’nin (İç Moğolistan’da, Chou Adamı’nın bulunduğu Choukoutien’de, Hebei bölgesine adını veren tanrıça ?), Yunan öncesi bir tanrıça olduğu kanısındadır. Tevrat’taki ilk insanın, yani Âdem’in eşi ve bütün insanların anası olan Havva’nın ta kendisidir diyor onun için. Herakles’le olan evliliğini ise “hieros gamos”, yani kutsal evlilik olarak nitelendiriyor. Olaya Erhat açısından baktığımızda ise, eşi Herakles’in Âdem’i temsil ettiği ortadadır. Dionysos ayinlerine ait hieros gamos betimlemelerini, Asya’daki dendriti’ler[13] (petroglif) üzerinde görüyoruz. Bunlar en geç Neolitik çağ sonu, Bronz çağı başlarında ortaya çıkıyor. Bu bağlamda, Hebe’nin, Havva’nın varlığı anlamında Here’den çok daha eskiye dayandığı, dolayısıyla tanrıların soy ağacının bu noktasında bir çelişki olduğu ve Hebe’nin, Here’nin kızı olamayacağı açıktır.  
İstanbul’un, Byzantion’un kurucusu Byzas’tan Constantinopolis’in son dönemi’ne kadar, halkın tanrıça Here değil de Mnemosyne’ye olan bağlılığı dikkat çekicidir. Tanrıça Byzantion’da, bir kolu Mnemosyne’yi temsil eden Yedikule’den (Brakhiolion), diğer kolu ise, Zeus’u temsil eden Edirnekapı’dan (Blakhernai) gelip, Lâleli’deki Kültür evinde (Mouseion) birleşen meydanda, sütunlardan birinin üzerinde Zeus, diğerinin üzerinde ise Mnemosyne ve Mousa’ların heykellerinin bulunduğu kutsal bir kapı (geçiş, Ianua) ile kutsamıştı. Constantinus, tanrı Zeus’un sütunu üzerine, onu temsilen kendisinin; Mnemosyne ve Mousa’ları temsilen de annesi Helene ve oğullarının heykellerini dikerek (Tetrarkh heykelleri), Anadolu kökenli Byzas ve Megara’lılardan süregelen geleneği bozmamıştır. İmparatorun bu hareketi, tıpkı Anadolu insanı gibi, geçmişini unutmamış Byzantion ve kaynağı Etrüsklere dayalı Roma’nın bu konudaki sağduyusunu göstermektedir. Byzantion’un kuruluşuyla birlikte, kente Yunanistan karasıyla Kiklad adaları ve Anadolu’dan pek çok halk gelip yerleşir. Ancak Atina’lılar (kendilerine Hellen ya da Grek diyen halk) Constantinopolis’in son dönemine kadar bunların arasında yer almazlar. Bu dönemlerde Atina ve Here’nin, en azından Constantinopolis’te artık unutulmuş olduğunu görüyoruz.[14]

Pandora’nın kutusu olarak nitelenen kaplardan, Girit’te bulunan bir pithos. Yaklaşık İÖ 675. Louvre MüzesiKutu anlamına gelen, İÖ 440-430’a tarihlenmiş bir pyksis.
Pandoras box-Wikipedia, the free encyclopedia: (en.wikipedia.org/wiki/Pandora’s_box-39k).
Hesiodos’un Anadolu mitoslarında yer alan pek çok mitolojik olayları Atinalılara aktarmasına karşın, Yunanlıların mnemonic ipuçlarından kaçındıkları ortadadır. Bu yönden, onların mnemonics terbiye ilmine her zaman ihtiyaçları olmuştu. Sahip oldukları Heraik (Heravari) karakterleri nedeniyle, yalnız Anadolu ve Byzantion’la kurmak istedikleri I. (İÖ 478-477) ve II. (İÖ 378-377) Atik Delos deniz birliklerinde değil, Yunanistan karasında da İsparta ve Megaralılar başta olmak üzere, birlik oluşturma yolundaki her türlü girişimleri, eninde sonunda başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûmdu. Her iki deniz birliğinin ancak bir yıl gibi kısa bir süreci kapsaması, Atinalıların Pedion’da Megara’lılara oynadıkları ikiyüzlü oyunlarından vazgeçmedikleri, politikalarına aynen devam ettiklerinin bir göstergesidir. 
Tüm bunlara, tarih boyunca Yunanlılara iyiliksever bakışını değiştirmemiş Anadolu halkı gibi, Erhat’ın da benzer bakışı nedeniyle değinmek zorunda kaldık. Dünyanın başkaca hiçbir yerinde ana, kız kardeş ya da eşlere Türkler kadar değer veren, onları kutsal sayan (Ana tanrıça sembolü) başkaca bir toplum yoktur. Ortaya atılacak pek çok aksi tezin, Dünya geneli kapsamında ve Türkiye’deki genel kavramlar içinde, ayrıcalık sayılacak oranları geçmeyeceği inancındayız.
Dünyadaki tüm mitoloji kaynaklarında olduğu gibi, Antik Anadolu ve Yunan kültürlerinde de, insan hayatında önemli olan etkin bir hayvan veya orantısal biçemler (Altın post ya da Altın oran gibi); ya bir nesne (Altın Kapı “Khryse Pyle”, Altın El “Khryse Kheir”); ya da insanları etkileyici bir takım giysiler [Hermeias’ın kanatlı sandaletleri (talaris- (t-lâr-)[15] ve büyülü altın değneği (Kerykeion-κηρύκειον-Caduceus), Aphrodite’nin memeliği (Himas kestos-Strophion)] de “büyülü” olarak nitelendirilmişti.
Pandora efsanesinde yer alan tanrı ve tanrıçaların soy ağaçlarına genel olarak baktığımızda, şunları saptamamız olasıdır:
  1. Prometheus, Titan tanrılardan Uranos ve Gaia’nın döllerinden Iapetos ve Asia’dan[16] (ya da Klymene) doğmadır. Yani ana tarafı Asya kökenlidir.
  2. Epimetheus ve Pandora, tıpkı Prometheus gibi yine Iapetos ve Asia’dan (Klymene) doğmadırlar. Yani kökenleri, yine Asya’dır.
  3. Hephaistos, Olympos tanrılarının arasına sonradan katılmış Here ve Zeus’tan olma olarak gösterilmiştir. Zeus ve Here, Uranos ve Gaia’nın dölleri olan Rheia ve Kronos’tan olmadırlar. Uranos ve Gaia’dan olma Asia, nasıl Asya’yı gösteriyorsa, ana ve babası olan Uranos ve Gaia’nın da kökenleri, bizlere Asya’yı işaret etmektedir. Dolayısıyla Asyalı olduğu açık olan Hephaistos’a anne olarak seçilen Here ile aralarındaki ana-oğul ilişkisinde bir çelişki olduğu açıktır.
  4. Hermeias, Titanlar soyundan Atlas’la Pleione’nin kızı Maia’nın, Zeus’la birleşmesinden doğmuştur. Pleione, Zeus’la Tethys’in kızıdır. Tethys’in Asia ile olan ilişkisi düşünüldüğünde, Pleione’nin, dolayısıyla Hermeias’ın da Asya kaynaklı olduğu anlaşılır.
  5. Yukarıdaki tanrılar arasında var olan tüm ilişkiler göz önüne alındığında, tanrılar tanrısı Zeus’un ana vatanının da Asya olduğu ortadadır.[17] Athene, tanrı Zeus’un başından çıkmıştı. Bu nedenle, Asyalı Zeus’tan doğma Athene’nin de Asyalı olduğu açıktır.
  6. Aphrodite, Kronos’un babası Uranos’un hayalarını bir tırpanla kesmesi ve denize atması sırasında oluşan köpüklerden doğmuştur. Aphrodite’nin, Asia’nın babası olan  Uranos’tan doğması nedeniyle, onun da Asya kökenli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Pandora efsanesinde anılan tanrı ve tanrıçalardan, Here dışındaki tamamının Asyalı olduğu ortadadır. Dolayısıyla, bu mit’in kaynağının da Asya olduğu açıktır.
Ayağına tez Hermeias, talari’leri ve sol elinde kerykeion taşırken görülüyor. Yaklaşık İÖ 480-470’e ait Atik bir lekythos üzerindeki betimleme. Tithonos ressamı.
Caduceus- Wikipedia, the free encyclopedia: (en.wikipedia.org/wiki/Caduceus-47k).
Hesiodos’un “İşler ve Günler” deki anlatımına göre Zeus, ateşi çalan Prometheus’tan intikamını almak için tanrı ve tanrıçaları şöyle görevlendirmişti:
  1. Hephaistos: Bir parça toprak alıp suyla karıştırması, içine insan sesi ve gücünü koyarak yüzü ölümsüz tanrıçalara, bedeni güzelim genç kızlara benzeyen bir varlık yapması işleviyle görevlendirilmiştir. Yani Hephaistos’tan istenen, her şeyden önce erkekleri baştan çıkarıcı, alımlı ve güzel bir kız yaratmasıdır;
  2. Athene: Hephaistos’un yarattığı bu güzel ve genç kıza, alımlı olmasının yanında el işlerini, renk renk kumaşlar dokumasını öğretecektir.
  3. Aphrodite: Büyüleriyle kuşatacaktır bu güzelim varlığı. Aphrodite’nin büyüsü, “Büyülü memelik”, yani günümüzdeki sütyen ve iç çamaşırıdır. İstekler, arzularla tutuşturacaktır güzel genç kızın gönlünü. Bu isteklerin bedensel arzular olduğu açıktır. Ateş’in keşfiyle, erkeklik organı arasında cinsellik faktörünü varsayan Freud’un, bu konudaki düşüncelerinin de göz ardı edilmemesi gerekiyor.[18] Olaya bu açıdan bakıldığında, gemi civadrasının üzerinde taşınan “pataikos[19] ya da “priapos”,[20] aşk ateşi yoluylainsan nesilinin tüm dünyaya klonlonması anlamına gelmektedir.
  4. Zeus’un kadınlar hakkındaki görüşleri, bizi ister istemez Asya’daki kutsal evlilik törenlerine götürüyor. Bahar, ya da güz dönemlerinde (Yaz ve kış ekinoksları), dağlarda yapılan Dionysos şenliklerinde, bir at, ya da geyik üzerine binmiş olarak gösterilen şamanlara “Amam” denirdi. Kutsal evlilik öncesi, genç kızın bakireliği öncelikle bu şamanlara sunularak kutsanır, daha sonra asıl kocayla evlilik gerçekleşirdi. Bu bağlamda, günümüzdeki Japon adasının hemen güneyinde yer alan ve adı hâlâ daha “Amami” olan adalar gurubu dikkat çekicidir.[21]
Homeros, İlyada (İliad) adlı eserinde, tanrılar tanrısı Zeus’u baştan çıkarmayı aklına koyan Here’nin, Aphrodite’nin nakışlı, büyülü memeliğini istemesi sonrasında, şöyle diyor:
...Böyle dedi, çözdü göğsünden nakışlı memeliğini,
 alacalı bulacalı bir kordeleydi bu,
 alımlı ne varsa hepsi onun içindeydi,
 sevgi onun içindeydi, istek onun içinde,
 cilveleşme, şakalaşma onun içinde,
 en akıllı insanı ayartan aşk onun içinde”.[23]
Aphrodite’nin Zeus’u bile baştan çıkaran memeliği, aslında kadınlara özgü bir iç çamaşırıydı.  Tanrıçanın sosyal perspektif açısından genişletilmiş giysili bir görüntüsünde, onun giyinme ya da soyunmasıyla ilgili tasvirdeki tarzı son derece ilgi çekicidir. Bu tür sahnelerdeki özellikler, Aristophanes’te ve en azından bir zamanlar Attik kırmızı-figürlü eserlerde (İÖ 5. yüzyıl) yer almaktaydı.[24] Resimde, Hellenistik heykel tipindeki Aphrodite, memeliğini bağlar ya da çözer durumda betimlenmiştir.
 Kazakistan’da, Semirechye ve Tamgaly’deki  dendriti’ler üzerinde, bir at ve geyik üzerinde betimlenmiş, güneş (Helios-hale)başlı Amam tasvirleri.                                  
Articles-Petrogliphs of Semirechye: (www.tourkz.com/eng/articles/petrog1e_1.html-16kn)
Güneş başlı şaman’ın, üzerine bindiği ren geyiğini gösteren bir dendriti: Tamgaly(Damgalı-Kazakistan).[22] (articles-petrogliphs of semirechye: Tourkz.com/eng/articles/petrog 1e_1.html-16k).
Himas kestos ya da strophion olarak anılan bu giysinin bir modeli, Aphrodite’ninki gibi ön ya da arkada çapraz bağlarla tutturuluyor ve Homeros’un alacalı bulacalı dediği rengarenk kordelanın ucu, giysisinden dışarı taşması nedeniyle, kurdelanın çözüldüğünü hayal eden erkeklerin başını döndürüyor, dikkatlerin göğüslerde toplanmasını sağlıyordu. Yani, o döneme ait bir çeşit erotizm içeriyordu.
Anadolu’daki karşılığı, toprak ve bereket tanrıçası Kybele olan yabani hayvanlar tanrıçası Artemis, Hacılar kazısıyla en az İÖ 6100 yıllarına dayanan bir geleneğe sahiptir. Erhat tanrıçanın, Kültepe tabletlerinde “Kubaba”, Lidya’da “Kybebe”, Firigya’da “Kybele”, Hia “Hepat-Arinna”, Kapadokya’da “”, Sümer’de “Marienne”,  Mısır’da “İsis”, Suriye’de “Lat”, Girit’te “Rhea”, Efes’te “Artemis” adıyla anıldığını belirtmektedir.[25]
Roma döneminde 2. yüzyıla ait bronzdan çıplak Aphrodite heykeli. Başı diademli, göğsüne, torsosunun hemen üst kısmına memeliğini (göğüs bantı “strophion”-breast banddolamış. Almanya’daki bir figüre çok benzer bir şekilde gösterilmiştir. Yükseklik: 14 cm. Art of the Ancient World, 2007, no.47.


Minos’tan tanrıça Rhea’ya ait bir heykelcik. Tanrıçanın, göğüslerini tamamen açıkta bırakan, göğüs altını sıkılaştıran yarım kollu, ön ve arkadan yarım eteklikli memeliği (korse).
(www.songsouponsea.com/Promenade/minoan~1.gif).




Bu çerçevede, Aphrodite’nin memeliğinin, o dönemdeki başka bir modelini gösteren, iki yana açık ellerinde iki yılan tutan tanrıça Rhea heykelindeki memelik, en güzeli Aphrodite’de olsa da, daha birçok modellerin varlığına işaret eder görünüyor. Aphrodite’nin üzeri nakışlarla işli memelik ve iç çamaşırının, tanrıçaya layık güzellikte olduğundan kuşku yoktur.
 
Beyaz giysili Mısırlı kadın. Elbisenin beyaz askısının altındaki memeliğe ait siyah renkli askı, hafif dışa taşmış olarak biraz sol tarafta tasvir edilmiş. Modaya uyan kadınlar, bu tür kaçamakları günümüzde de yapmaktadırlarGöğüs altını sıkarak, göğüslerin daha dik durmasını sağlayan, Rhea tipi, askı ve korseli etek modeli. Bu modelde göğüsler tamamen açıktır.
Homeros’un, kadınlarda gördüğü en alımlı şeyin; “...alımlı ne varsa hepsi onun içindeydi...” dediği, kadınların göğüsleri olduğunu anlamak pek zor olmasa gerek. Bunun yanında, sevgiyi içeren kalpteki istek ve arzu (aşk ateşi, tutku, romans), erkeğe doğru ön tarafa eğilerek gösterilebilecek bir cilve, tanımadığı erkeğe karşı, sanki farkında değilmiş gibi yapılacak küçük bir reverans, aniden kalkarak ya da koşturarak yapılan kaç-yakala-tut şakalaşmasına neden olan göğüsler de onun içindeydi. Yazarın, en akıllı insanı bile[26] ayartan aşkın, memeliğin içinde olduğu bu giysinin, bugün olduğu gibi, o zamanın erkeklerini de çıldırttığı ortadadır.
Zeus, Aphrodite’nin verdiği memeliği görünce dayanamamış, Hera’yı arzulamış ve Gargaros tepesinde onunla sevişmişti. Bize göre, tanrılar tanrısı Zeus’un, diğer tanrı ve tanrıçalar karşısında aldığı tek yenilgidir bu. Hera bu yengiyi, Aphrodite’nin memeliğine borçludur. [27] 
Antik Mısırda, şeffaf giysiler içindeki saraylı iki kadın. Solda, uçları lotüs çiçekli hayat ağacını elinde tutan kadının, arkasındaki yardımcısından farklı olarak, askısız elbisesinin üst kısmında, günümüzde de kadınlarda moda olan memeliğe ait siyah bantlı askıları görülebiliyor. Avrupalı modacıların, günümüz modalarını eskilere dayanarak yarattıkları ortadadır(oklar ve sarı daire içinde gösterilmiştir).
Bir tasvirde, tanrıça Aphrodite’nin memelik ve iç çamaşırı. Her iki iç çamaşırda da, Homeros’un bahsettiği nakışları görebilmek mümkündür.
Strophion olayına daha geniş kapsamda bakacak olursak, memelik modellerinin Antik Mısır, hatta olasılıkla daha da eski bir kaynağa dayandığı anlaşılıyor. Göğüsleri tamamen açıkta bırakan, askılı etek şeklindeki modellerin (Rhea modeli) yanında, yine askılı giysilerde, elbise atkılarının altında görülen siyah bant şeklindeki bağları, Mısırlı kadınların memeliklerinde görüyoruz.
  1. Yüz gözlü devi öldüren Hermeias’tan, yaratılan güzelim genç kızın varlığına, bir köpek yüreği, yani sadakat ve sıkı bağlılıkla bir tilki huyu koymasını ister tanrı Zeus. Buradaki tilki huyunun, kurnazlık, yalan dolan, hile ve düzenbazlık olduğu ortadadır.[28] Metnin bu satırlarında kadınlara yakıştırılan hayvansı özellikler, Erhat’ın, Yunanlıların kadınlar hakkındaki düşüncelerine ilişkin iyimser düşüncelerindeki yanılgısını ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir.
  2. O canım Kharit’ler ve o güzelim Peitho, altın gerdanlıklar takarlar güzelim genç kızın boynuna.
  3. Hora’lar, bahar çiçekleriyle donatırlar güzelim genç kızın saçlarını.
  4. Hermeias, doldurur göğsüne genç kızın, yalanı dolanı[29] ve içine ses koyup Pandora adını takar ona
Homeros’un ruhu, 18. yüzyılda Aphrodite’nin peşinde koştururken, karısı ona sahip çıkmaya çalışıyor. Ancak bu cilvenin karşısında duramama konusunda, Homeros’a hak vermemek oldukça zordur.
Hesiodos Pandora’yı, bütün Olympos’luların insanların başına bela ettiğini, bu nedenle sanki insanlarla alay edercesine onun, bütün tanrıların insanlara olan bir hediyesi olduğunu söylüyor. Buradan Yunanlıların tanrıları, yeryüzü sahnesinde yarattıkları insanlarla bir oyuncakmış gibi oynadıkları varlıklar gibi gören bir felsefeye sahip oldukları ortaya çıkıyor..
Kendi payımıza, bunca hazırlıklarla bunca düzenin, bir hieros gamos töreni için gerçekleştirildiği çok açık.
Düzen (tuzak) kurulup tamamlandığında Zeus, Pandora’yı Hermeias’la birlikte Epimetheus’a gönderir. Epimetheus, Prometheus’un tembihlerini unutur ve Pandora’ya kanıp Zeus’un hediyesini alır. Ancak, hediyeyi aldıktan sonradır ki başına aldığı belayı anlar.[30] Bu anlayışta, Pandora kutusunun kapağını açtığında, insanlara acı ve dertleri dağıtmış olduğu fikri yatar. Bir tek “umut” kalır dışarı çıkmadık.  Umut tam çıkacakken, Pandora kapağı kapamıştır.
Hesiodos kurgusunun son derece gizemli ve olağanüstü mükemmel olduğunu yadsımak olanaksız. Ancak çözümlenemez değil.  Kadına ait dişiliğin tüm görkemli alımlığıyla donatılmış Pandora’nın, Epimetheus’a hangi nedenle gönderildiği açık. Güzel bir kadını gören tüm erkeklerin kanacağı gibi kanmış Epimetheus da. Hele Pandora’nın, kadının rahmini betimleyen kutusunu Epimetheus’a alenen açtığı düşünüldüğünde, bir erkek olarak onu anlamamak mümkün değil.  Bu yolla insanlara verilen tüm acı ve dertler, ana ve babaların  tüm yaşamları boyunca, doğacak çocukları için çalışmaları, onları büyütüp hayata hazırlanmalarını sağlama ve yaşamı hakkındaki kaygılarını kapsıyor. Tabii ki sorumluluk sahibi ana ve babaların bu kaygıları, ancak kendi hayatları sona erdiğinde bitecektir. Pandora kutusunun kapağını (vajina) kapattığında, içeride kalan ise, rahmine düşen bebek için, ha şimdi büyüdü, ha şimdi dokuz ay doldu; ha şimdi doğdu; ha şimdi emekledi; ha şimdi yürüdü; ha şimdi adam oldu; ha şimdi kendine denk biriyle evlendi; ha şimdi bir torunumuz olacak vb. gibi, insanların çocukları hakkında beklentileri yanında, yine onlar için bir ömür boyu taşıyacakları umuttur. Bedende yerleşip kalan bu tür umutlarımız, bir ömür boyu sürer ve tükenmez. Günümüzde bile tükenmediği gibi, bundan böyle de asla tükenmeyecektir.                                                 

 
[1] “İşler ve Günler”den alıntı. Erhat, A. (2002) Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2002, s.237.
[2] Platon (2001) Timaios, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 22.b-d.
[3] Düzgüner, F.(2006) “İstanbul’da Güneş’in (Helios) Sarayı: Boukoleon”, Arkeoloji ve Sanat Dergisi, Sayı: 121, s.81.
[4] Düzgüner, F. (2007) “Bir Güneş (Ateş Kültü) Tapınağı: Pantheon”, mimar.ist, Sayı: 26, s.104, 106-108. Ökmen, Karneios’u genel kavramlar çerçevesinde açıklıyor. Herodotos (1991) Herodot Tarihi, Çev. M. Ökmen, İstanbul, dn.311.
[5] Erhat, A. a.g.e., s.236.
[6] Metinde, Homeros kitaplarında (İlyada ve Odysseia), yani Anadolu’da anılan tanrıların ilk adlarının kullanımı tercih edilmiştir.
[7] Erhat, A. a.g.e., s.135.
[8] Erhat, A. a.g.e., s.323-325,Tablo: 1-5.
[9] Erhat, A. a.g.e., s.136.
[10] Düzgüner, F. (2006) “Byzantion Dönemi’ndeki Kurgusuyla Bir Anadolu Mucizesi: İstanbul”, mimar.ist, Sayı: 21, s.95.
[11] Platon, (2001) Kritias, Çev. E. Güney; L. Ay, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 114a, b.
[12] Redhouse English-Turkish Dictionary (1986) Redhouse Yayınevi, İstanbul, s.629.
[13] Asyadaki dendritiler, gündönümü zamanlarında, dağlarda Dionysos Dendritis adına yapılan şenliklerle kutsal evlilik törenlerini içeriyordu. Mansel, Dionysos’a ek olarak diğer bir dendriti tanrıçasının, Yunan karasındaki İsparta’da “Helena Dendritis” olduğuna değiniyor. Bu tanrıça, olasılıkla Dionysos Dendritis’e eş tutulmuş ve onun eşi olarak kabul görmüş olmalıdır. Mansel, A. M. (1963) Ege ve Yunan Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, s.46, 136.
[14] Düzgüner, F. (2005) “Byzantion’un Yedi Eko Kulesi ve Uç Kaleler”, mimar.ist, Sayı: 18, s.109, 110. Düzgüner, F. (2006) mimar.ist, Sayı: 21, s.92-99.
[15] Tālus= Topuk’tan “tālāris”.
[16] Asia, Okeanos’un Tethys’ten olma kızıdır. Bu okyanus Büyük Okyanus’tur. Dolayısıyla Asia’nın Asya’yı temsil ettiği ortadadır.
[17] Düzgüner, F. (2008) “Yurt ve Piramit Mimarisinin Kökeni: Yangshao Kültürü”, mimar.ist, Sayı: 28, s.104.
[18] Freud, S. (1999) Dinin Kökenleri, (Çev. S. Budak), Öteki Yayınevi, Ankara, s.235-241.
[19] Ökmen Pataikos hakkındaki dipnotunda şöyle diyor:  “Pigme (pygmaiosbiçiminde yapılan bu figürler
Mısır’a, şüphesiz Fenike’lilerden geçmiştir. Pataikos, Fenike’lilerin gemi başlarına koydukları tanrı  figürüdür. Yunanca Hephaistos, Mısır dilinde Ptah ya da Pntah. Mısırlılar bu tanrının heykelini dev büyüklükte biçimsiz cüceler olarak yaparlarmış”. Herodotos, a.g.e., s.480, dn.91. Bize göre Pataikos’un “phallos” ve “priapos”la ilgisi olmalıdır. Acaba, Hephaistos, çirkin ve kısa boylu olanların daha büyük phallos’u olduklarını mı temsil ediyordu ?  Priapos: Geminin en uç noktasındaki civadra’nın üzerinde, uca doğru sivrilen, yuvarlak ve uzun bir aksamdır. “Gemi Aslanı” ya da Priapos’un sembolü erkeklik organına benzeşimi nedeniyle “Priap” olarak da adlandırılmıştır. Priapos. Mit. Yunanlılar’da bahçeler ve bağlar tanrısı, Lapseki (Lampsakos) şehrinin hakimi. Dionysos ile Aphrodite’nin oğlu olduğu söylenirdi....Priapos başlangıçta toprak bereketini temsil ediyordu. Aynı zamanda sürüleri, arıları ve balıkçıları koruyan bir kır  ve deniz tanrısıydı. Malikanelerin giriş yerlerine onun bir ityphallos resmi konurdu....Priapos Roma döneminde özellikle erkekliği ve fiziki aşkı canlandırıyordu. Tanrı’nın 
tasvirlerindeki laubali karakter ve erotik şiirler bundan gelir....Atribüsü erkeklik organıydı. ML./XVI.263, 264. Bu karakterdeki tanrının, phallos nedeniyle, Dionysos dinine olan bağlantısı açıktır. Herodotos, a.g.e., dn.91.
[20] Erhat, a.g.e., s.254. Herodotos, a.g.e., II.48, 49.
[21] Şamanlara verilen “Amam” ve “Amami” adasının adları, cinsellik ve hieros gamos’la ilişkilidir.
[22] Goryachev, A. A. ;  Mariyashev,  A. N. “Petrogliphs of Semirechye”, goryachev@tourkz.com
Anadolu’da keşfedilen bazı dendriti’ler (kaya resimleri) için Bkz.: Belli, O. (2005) “Güneydoğu Anadolu
Bölgesi’nde Yeni Keşifler: Sinek Çayı Kayaaltı Sığınağı Resimleri”, Arkeoloji ve Sanat Dergisi, Sayı: 121,
s.1-16; Belli, O. (2006) “Kağızman-Karaboncuk’ta Tarihöncesi Dönem’e Ait Kayaüstü Resimleri”, Arkeoloji ve Sanat Dergisi, Sayı: 121, s.1-10.
[23] Homeros (1998) İlyada, (Çev. A. Erhat), Can Yayınları, İstanbul, XIV 213-218.
[24] Mansel, A. M. (1963) Ege ve Yunan Tarihi, Türk Tarik Kurumu Basimevi, Ankara, s.352.
[25] Erhat, a.g.e., 56-61.
[26] Homeros belkilikle kendini kastediyor olabilir ?
[27] Homeros, a.g.e., XIV 130-352.
[28] Zeus’un Here’ya yakışan bu karakteri, Pandora’ya verilmesi isteği, kendisinin Here’den çektiklerinin, insanların da Pandora’dan çekmesi isteğini doğurmuştur. Yani, bu intikam fikrinin kaynağı Here’dir.
[29] Kadınların göğüslerindeki yalan dolandan kastedilen şudur: Kadınlarda cinsel çekiciliğin başlıca unsurlarından biri olan göğüslerin ilk işlevi, erkekler üzerinde yarattığı aldatıcı ve çekici albenidir. Amaca ulaşıldıktan sonra ise, asıl ve ana işlev ortaya çıkar. Gerçek amaç, doğacak çocuğu emzirmek, onu hayata kazandırmak ve gelecek nesillerin devamını sağlamaktır.
[30] Burada, erkeklerin doğasından gelen Tanrısal bir karakter vurgulanmış olmalı. Bu özellik, ilişkiden önce doyumsuz gibi görünen cinsel arzunun, doyuma ulaştıktan sonra isteksizliğe dönüşmesi; yasak ilişkilerdeyse, yaptığının yanlış olduğunu, başına bir bela aldığını anlamasıdır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder